1)   Lorca ve Kanlı Düğün:

1898 yılında dünyaya gelen, henüz 38 yaşındayken öldürülen Federico Garcia Lorca yazdıklarıyla sadece dönemini değil, günümüzü de etkilemeyi başarmış, muhtemelen uzun yıllar da etkilemeye devam edecektir. Çağdaş İspanyol Edebiyatının en önde gelen temsilcileri arasında yer alan Lorca, İspanya’nın siyasi bir sıkışmışlık ve dönüşüm yaşadığı 1930’lu yıllarda kaleme aldığı ve Endülüs Üçlemesi ismiyle anılan çağdaş tragedyaları ile hem İspanyol kırsalındaki halkın acılarına hem de dönemin politik sorunlarına ışık tutmuştur. Lorca’nın oyunlarında gerek halk tiyatrosu gerekse gerçeküstücü tiyatro koşutunda, gerçeklik ile fantezinin birbirine dönüştüğü bir üslup göze çarpar; lirik olan ile komik olan, dramatik olan ile trajik olan, halksal olan ile edebi olan, gündelik dil ile imge yüklü şiir dili, müziğin yapısal örgüsü ve ritmi içinde bütünleşir.[1]

Lorca kimilerine göre başyapıtı olan Kanlı Düğün (Bodas de Sangre) oyununu 1928 yılında gördüğü bir gazete haberinden ilham alarak yazmıştır. 1932’de kaleme aldığı oyun 1933 yılında prömiyer yapmış ve izleyiciler tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Oyun, aradan geçen 90 yıl boyunca sayısız defa sahnelenmiş ve Lorca, 38 yaşında öldürülmüş olmasına rağmen sözcükleriyle ölümsüz hale gelmiştir.

Kanlı Düğün, eksenine bir aşk trajedisini alsa da bundan çok daha ötesini anlatmakta, özellikle politik değişim sancısı yaşayan İspanyol toplumunun 1930’lu günlerine mercek tutmaktadır. Özellikle Sanayi Devrimi ile başlayan kapitalistleşme süreci ile birlikte artan sömürgecilik faaliyetleri, 19. Yüzyıldan itibaren dünya genelinde yayılan özgürlük ve insan hakları düşünceleri ile sekteye uğramaya başlamış, monarşik devlet yapılarını olumsuz etkilemiştir. İspanya 20. Yüzyıl’a gelindiğinde diğer pek çok Avrupa ülkesinden farklı olarak tam anlamıyla sanayileşememiş, sömürge topraklarını da kaybetmeye başlamasıyla birlikte tarıma ve toprağa ekonomik açıdan bağımlı hale gelmiştir. Bu da Lorca’nın Kanlı Düğün oyununun arka planı oluşturan toprak ağalığının ve zenginliğin toprak sahibi olmaktan geçtiği feodal bir düzen yaratmıştır.

Kadın Hakları, Medeni Haklar ve Sivil Haklar gibi konularda çoğu Avrupa devletini geriden izleyen İspanya, 1930’lu yılların başında yarı-demokratik bir sisteme geçse de Kralın gücü ve monarşisi korunmuş, seçme-seçilme, kadınların oy kullanması gibi temel haklar konusunda ancak az sayıda ilerleme kaydedilebilmiştir. Monarşi yanlıları ve özgürlük savunucuları arasında çıkan politik fikir ayrılıkları zamanla milliyetçiler-sosyalistler çatışmasına dönüşecek bu da İspanya tarihi için çok kanlı bir süreç olan İç Savaş’ın başlamasına ardından 1970’li yıllara değin sürecek Faşist Franco diktatörlüğüne zemin hazırlayacaktır.

Lorca oyunu yazarken bu siyasi arka planın toplumsal yansımalarından beslenmiş, töre veya toplumsal kabul olarak adlandırılabilecek kuralların insanların özgür irade ve istekleriyle olan çatışmasını oyunda şairane bir dille anlatmıştır. Tiyatro yazarlığından öte şairliğiyle ön planda olan Lorca, bu oyunda da şairane bir dil kullanır ve bolce imgeye, metafora yer verir. Oyunun neredeyse her anında bunlar gizlidir ve renklerin anlatısı Kanlı Düğün oyununda önemli bir sembolik yer tutar.

2)   Kanlı Düğün Oyunundaki Renk Sembolizmi:

Renklerin tarihin ilk zamanlarından itibaren kültürlerde sembolik değerler ve anlamlar içerdiği görülmektedir. Renkler bazen sanatsal çalışmalarda bir ifade aracı olarak bazen de toplumdaki bireylerin duygu ve düşüncelerini anlatmada, mesaj vermede bir iletişim aracı olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise renkteki simgesellik yerini işlevsel kullanıma bırakarak farklı bir boyut kazanmıştır.[2] Renklere yüklenen anlam bugün bile günlük hayatımızda yer edinmekte hatta toplumsal cinsiyet rollerinde dahi kendisini göstermektedir. Lorca da neredeyse tüm eserlerinde olduğu gibi Kanlı Düğün oyununda da renk sembolizmini bolca kullanmış, renk imgeleri ile sembolik bir anlatı yapmıştır.

2.1 Sarı:

Oyunun henüz daha ilk sahnesinde yazar, Damat ile Annenin konuştuğu odanın Sarı renkle boyandığını bizlere aktarmaktadır.

Sarı renk, güneşle ve onun yaşam verici güçleriyle bağdaştırılmış, pek çok toplumda sarı güneşe tapılmıştır. [3] Sarı renk çağırışım itibariyle zenginlik, üretim, bolluk gibi pek çok algıya sahip olsa da Lorca’nın bu renk ile anlatmak istedikleri daha fazladır. Oyun boyunca Sarı rengi Damat karakteriyle özdeşleştirebiliriz. Nitekim Sarı Renk onun evine ait bir odadadır, ayrıca oyun boyunca yer yer vurgulandığı üzere Damat “Altın Çiçeğe” benzetilmekte ayrıca giydiği kıyafette altın uzun bir zincir bulunmaktadır.

Damat, Sarı rengin genel algısına uygun olarak zengindir, varlıklıdır. Hatta Gelin’in söylediği üzere Damat “evlat, sağlık ve toprak istenen bir kaşık sudur.” Ancak yine Gelin’in söylediği üzere Damat bir kaşık sudur sadece. Leonardo gibi akan bir Irmak değildir. Zenginliğin, toprağın, varlığın, toplumsal kurallar gereği dayatılan bir evliliğin süjesidir o. Aşk değildir. Tutku değildir. Sarı renk ile özdeşleştirilen Damat’ın öldüğünde dudaklarının sarı olduğu yazarca vurgulanır. Sarı renk ne kadar zenginliğin, verimin rengi olsa da aynı zamanda sonun, hastalığın da rengidir. Kurumuş, ölü dudaklar sarıdır ve anlatılanlardan geriye sadece o rengin imgesi kalır. Damat öldükten sonra varlığı, zenginliğinin hiçbir önemi kalmaz, çünkü ölmüştür.

Burada rengin kullanımıyla ilgili sembolik anlatıdan öte toplumsal anlatıya ilişkin de çıkarım yapmak mümkündür. Oyunun yazıldığı dönemde İspanya’nın bayrağı günümüzdeki halinden farklıydı ve kırmızı-sarı renklerine ek olarak mor renk de bulunmaktaydı. İspanyol bayrağındaki sarı rengin güneşi ya da İspanya’da geleneksel bir kültürel aktivite olan Boğa güreşlerindeki kumu temsil ettiğine inanılmaktadır. Bu düşüncelerden ikincisini doğru kabul edecek olursak Damat’ın Sarı renkle bağdaştırılması yani üzerinde boğa güreşi yapılan kum olması oyunun anlatısı bakımından enteresan bir metafor oluşturacaktır. Nitekim başka bir eserinde Ünlü İspanyol şair Federico García Lorca boğa güreşçisinin ölümle yüz yüze geldiğinde ilham perisi olarak tanımladığı duende'nin ortaya çıktığından bahsetmiştir. [4]Boğa Güreşi yapısı itibariyle vahşet içerse de İspanyol kültüründe önemli bir öneme ve yere sahiptir. Boğa hayatı için, Güreşçi ise şanı için mücadele eder. Günün sonunda dökülecek kan ister boğanınki olsun isterse güreşçinin, kan kumların üstüne dökülecektir.

Kanlı Düğün oyununda Gelin ve Leonardo aşkları uğruna toplumsal kurallara başkaldırı yapmışlardır. Onlar boğa güreşlerindeki boğa gibidirler. Toplumsal kurallar ise onları kafese tıkmak isteyen, sırf “boğa” oldukları yani sırf “farklı” oldukları için eğlence uğruna öldürmek isteyen birer güreşçidir adeta. Aralarındaki mücadelenin sonunda elbet bir kan dökülecektir. Oyunda adeta hem güreşçi hem boğanın aynı anda kanı dökülmüş ve o kan “sarı” kum üzerinden akmıştır.

2.2 Yeşil:

Yeşil renk bugün evrensel bir algıyla; doğanın, canlılığın sembolü olarak kabul edilmektedir. Ne var ki Lorca Kanlı Düğün oyununda bu rengi farklı bir anlamda kullanmış, evrensel kabulün veya algının ötesine geçmiştir. Oyunda ölümü temsil eden Dilenci Kadın’ı tasvir edilirken Yeşil ince bir bez parçası giydiğini belirtilir. Ölümü getiren karakterin evrensel kabullere aykırı olarak Yeşil tasvir edilmesi ilginç olduğu kadar enteresandır.

İnanışa göre ölümü ve yeniden doğuşu simgeleyen Mısır Tanrısı Osiris, yeşil renkle tasvir edilir. Burada Lorca’nın yaşlı kadın aracılığıyla yaptığı renk sembolizmi belki de bizlere oduncular ağzından verilen ve aşkla ölüm arasındaki ilişkiyi anlatan şu sözü açıklamaktadır: “Neye yarar? Kokuşmuş kanla yaşamaktansa akan kanla ölmek daha iyidir”.

Ölüm ve yeniden doğum paradoksu Leonardo ile Gelin’in bu dünyada birbirlerine kavuşamadıkları için zaten “ölü”, ölseler bile birbirlerine kavuşacakları için “canlı” olduğunu anlatmak için seçilmiştir. Bir beden olarak sevgiden, aşktan uzak yaşamak ölümden farksızdır. Toplumsal dayatmalar sonucu istemedikleri evlilikler yapan bu kişiler birbirlerinden uzakta zaten ölüdürler. Ancak kavuştukları anda, fiziksel olarak ölseler bile “canlı” olabileceklerdir.

İspanyol Edebiyatına bakıldığında Yeşil renk kullanımının genelde “kötü” anlamları imgelemek için kullandığı görülür ve Lorca’nın ölümle ilişkili olarak bu rengi kullanması ilk değildir. Lorca’nın ünlü şiiri Uykuda Gezenin Türküsü (Romance Sonámbulo)’da yeşil renk önemli bir yer tutmaktadır ve şiirin sonunda aşıkların kaderi ve ölümleri yeşil renk ile betimlenmektedir. [5]

Kanlı Düğün oyununda Yeşil renk hem ifade olarak hem de bitkiler aracılığıyla karşımıza birkaç yerde daha çıkmaktadır. Burada önemle belirtilmesi gereken detay, oyunda renklerde olduğu gibi bitkiler aracılığıyla da Lorca’nın çok sayıda sembolik anlatıya yer verdiği, doğadaki bitkilerin çoğunda yeşil rengin hâkim olduğu bu yüzden bu bitkilerin tamamını yeşil renk sembolünde düşünmemek gerektiğidir. Ancak Lorca’nın yeşil renk üzerindeki ölüm anlatısını destekleyecek birkaç ifade daha oyun içerisinde ilginç bir yer tutmaktadır.

Örneğin, Leonardo’nun Kaynanası ve eşi tarafından oğullarına anlatılan ve aslında Leonardo’yu simgesel bir şekilde anlatan Ata ilişkin ninnide “Köprüye geldiğinde durup şarkı söylemiş at. Kim söyler bebeğim suyun nesi var uzun kuyruğunda o yeşil odasında” ifadesi, Leonardo’nun kaderini anlatması bakımından önseme niteliğinde görülebilir. Yine düğün günü Hizmetçinin söylediği “Uyan artık bir demet yeşil çiçekli defneyle” sözleri Gelin için sonun başlangıcı olan günün habercisi olarak düşünülebilir.

2. Sahnede Leonardo’nun nerede olduğuna dair konuşmada, onun uzaklara at sürerek gittiğini söyleyen kişilerin “Kapari toplayan kadınlar” olduğu belirtilmektedir. Kapari bitkisine yeşil renk hakimdir ve bitkinin olgun hali sarıya çalan bir renge sahiptir. Bu sahnede kapari toplayan kadınların Leonardo’nun nerede olduğunu söylemesinden, yani bir nevi kurallara aykırı davranan, aşkı için at koşturan kişiyi “topluma” ihbar ettikleri görülür. Bu “ihbar” durumu daha sonrasında Leonardo’nun karısı tarafından düğün gününde misafirlere Leonardo’nun ve Gelin’in kaçtığının haber verilmesi şeklinde gerçekleşecek ve oyunun trajik sonu için eylemler tetiklenecektir.

2.3 PEMBE:

Pembe, tutkunun ve sevginin rengi olarak kabul edilmektedir. Oyunda iki yerde karşımıza çıkar. İlki Leonardo’nun evidir. Bu evin duvarları pembe boyalıdır. Bu renk karşımıza ikinci olarak Gelin’in evinde çıkar. Gelinin evinde pembe iri çiçekler ve pembe kurdeleli perdeler bulunmaktadır.

Her iki aşığın evinde de pembe renk bulunması tesadüf değildir kuşkusuz. Bu renk onların birbirlerine olan sevgisini, tutkusunu ve uyumunu gösterirken bir yandan da belki de onların kaderi hakkında bilgi vermektedir. Nitekim pembe bir ara renktir ve kırmızı ile beyazın karışımından elde edilir. Oyun sonunda kanı dökülecek Leonardo kırmızı renk ile, masumiyetini koruduğu ve “Yeni doğmuş bir bebek gibi temiz ve namuslu” olduğunu söyleyen Gelin beyaz renk ile bu pembe rengin ortaya çıkmasına neden olacaklardır.

2.4 MOR:

Mor ifadesi oyunun Türkçe metninde geçmese de İngilizce çevirisinde kendine yer bulmuştur. Annenin ölen eşi hakkında “..ayrıca Jüpiter dedikleri kocaman çiçekleri olan bir bitki yetiştirdi gerçi bu çiçek sonradan kurudu ya..” ifadesinin İngilizce çevirisinde Jüpiter bitkisinin mor yaprakları olduğunu belirtmektedir. Annenin bu ifadesinin geçtiği konuşma belki de yazar tarafından dönemin İspanyasına yapılan bir göndermedir. Zira konuşmanın başında anne eşi tarafından kiraz, ceviz ve üzüm ağaçları dikilmesini zenginliklerini anlatmak için kullanılır, mor yapraklı Jüpiter bitkisi ise kurumuştur.

Yukarıda belirtildiği üzere oyunun yazıldığı dönem İspanya Bayrağına Mor Renk eklenmiş, bu renkler ile dönemin 2 bağımsız bölgesi bayrakta temsil edilmişti. Belki de yazarın, İspanya’nın geleceğine dair bu öngörüsü, bir gün o mor renklerin çıkacak savaşlar yüzünden bayraktan silineceği, basit bir benzetmeden aktarılarak bizlere ulaşmaktadır.

Mor renk anlatılarda genellikle sadakat, lüks, güç gibi anlamlar taşımaktadır. Anne oyunun başında Felix ailesinden bahsederken “Keşke iki devedikeni olsaydılar” demektedir. İlginçtir ki Anne burada onların devedikeni olmasını isteyerek aslında olumsuz bir temennide bulunurken, mor renge sahip bu bitki ile yazar belki de bizlere Felix ailesi ile ilgili çok daha farklı şeyler anlatmakta, oyunda kalıpları bir şekilde zorlayan belki de kıran tek karakter olan Leonardo için bu mor rengin güç, sadakat gibi imgelerini yüklemektedir.

2.5 KIRMIZI:

Kan ile bağdaşan kırmızı renk savaş, yıkım gibi anlamlarda kullanılabilmektedir. Oyunun sonunda Leonardo ile Damat’ın ölümünün ardından kızlar kırmızı bir çile yün örmekte ve şöyle demektedir: “Konuşmayan sevgili, kıpkırmızı damat. Durgun kıyı boyunda yatarken gördüm onları.”

Kırmızı renk ile yapılan bir başka anlatı da bu rengin hâkim olduğu bitkiler üzerindedir. Leonardo’nun karısı, oğlunu soran Leonardo’ya “Bugün Yıldız Çiçeği gibi” demektedir. Düğün günü 1. Delikanlı şu şarkıyı söyleyerek Sahneye girer: “Uyan artık gelin, tarlaların oradan geliyor düğün kafilesi, düğün ekmekleri, tepsiler dolusu yıldız çiçeği.”

Bu kırmızı renklerin hâkim olduğu çiçek hem Leonardo’nun çocuğu hem de Gelin için bir trajedinin habercisidir bir nevi. Leonardo’nun oğlu için hem babasız kalacağı hem de hiç bilmediği bir kan davasının süjesi olacağı bir süreç yaşanmaktadır. Gelin ise bu süreci doğrudan yaşamakta, istemediği evlilik günü tepsiler dolusu yıldız çiçeği taşıyan düğün kafilesini mutsuzlukla beklemektedir.

KAYNAKÇA

CHAMBERLIN, Vernon A. “Symbolic Green: A Time-Honored Characterizing Device in Spanish Literature”. Hispania. 1968 58(1)

ÇALIŞLAR, Aziz. “Tiyatro Ansiklopedisi”, T.C Kültür Bakanlığı, 1995

GÖKŞENLİ, Ebru Yener. “The Image of the Bullfight and Bullfighter in 20th Century Spanish Poetry: Lorca’s Elegy Lament For Ignacio Sanchez Mejias” Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. 2015(34)

LORCA, Federico Garcia. “Toplu Oyunları 1”, Mitos Yayınevi, 2006

MAZLUM, Özge. “Rengin Kültürel Çağrışımları” Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 2011 (31)

YU, Hui-Chih. “A Cross-Cultural Analysis of Symbolic Meanings of Color“, Chang Gung Journal of Humanities and Social Sciences, 2014 7(1)



[1] ÇALIŞLAR, Aziz. “Tiyatro Ansiklopedisi”, T.C Kültür Bakanlığı, 1995 Sf 237

[2] MAZLUM, Özge. “Rengin Kültürel Çağrışımları” Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 2011 (31) Sf. 126

[3] YU, Hui-Chih. “A Cross-Cultural Analysis of Symbolic Meanings of Color“, Chang Gung Journal of Humanities and Social Sciences, 2014 7(1) Sf. 60

[4] GÖKŞENLİ, Ebru Yener. “The Image of the Bullfight and Bullfighter in 20th Century Spanish Poetry: Lorca’s Elegy Lament For Ignacio Sanchez Mejias” Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. 2015(34) Sf. 171

[5] CHAMBERLIN, Vernon A. “Symbolic Green: A Time-Honored Characterizing Device in Spanish Literature”. Hispania. 1968 58(1) Sf. 34

Başarılı bir şekilde abone oldun, Tiyatro.co
Tekrar hoş geldin! Başarılı bir şekilde giriş yaptın.
Mükemmel! Aboneliğin tamamlandı.
Link süren sona erdi.
Başarılı! Hesabın aktive edildi, abonelik süren boyunca tüm içeriklere erişebilirsin.